5 Temmuz 2017

Ruhumdaki Karıncalanmalar - II -

Eh hee.. Yine ben. Yine ben.
Efenim yine klasik cümlemizle başlayalım. Uzun zaman oldu be. Bu  zaman zarfında geçen seferki sözümü tutarak sana afili bir isim buldum hemşerim. Adını Bi koydum artık.
Benim özellikle de son zamanlarda bolca kullandığım bu ön ek artık senin adın.Çoğu insan isimleri önemsiz bulsa da ben çok değer veririm. Hatta kullanmaya kıyamam çoğu zamanda usta, genco, abi, dayı gibi ifadeleri seçerim. İsimlerin gerçek anlamda bağlayıcı olduğuna inanıyorum sebepsizce. Kendi ismimde dahil. Farklı bir isim verilmiş olsa nasıl biri olurdum diye kurguladığım bir kaç hayalim vardı. Fırtına, Tayfun gibi isimlerim olsaydı mesela. Esip gürler miydim, çabuk sinirlenir miydim ya da daha farklı anlamlara sahip isimlere sahip olup onların hakkını verir miydim? Kendi ismim tam bana uyacak şekilde. Anlamı ile bir bütün oluşturduğum kanısındayım. Tabi buna katılmayanlar olabilir. Kendileri bilir tabi.
Neyse senden başladım konuya yine bana döndüm. Bi' ciğim. bi hem kolay hemde söylediği anda seni bi mutlu ediyor. Yada beni diyeyim. Buraya gelip böyle saçmalamakta aynı şekilde olduğu için sana uygun olacağını düşündüm. Ayrıca gelemediğim zamanlar için bi dakika gibi bir espride hazırladım artık :D. Diğer bloglara göre ıssızsın, tek ziyaretçin benim ama olsun. Hiç ziyaretçisi olmayan unutulan bloglarda var dimi. 
İsmini de bulduğumuza göre artık başlayalım mı dertleşmeye.
Her zamanki gibi düşüncelerim karma karışık yine bu aralar be Bi. Çok oturmuyo aklımdakiler, Yaptıklarım çok bu işi yaptım hissi vermiyor bana. Etrafıma baktığımda genelde insanlara boşuna uğraşıyorsunuz diyesim geliyor içimden. Bu sebeplerdendir ki pek çıkasım yok evimden. Bilgisayarımın başından oyunlarda bir ora bir bura koşturmak rahatlatıyor beni. O anlarda sanki doğduğumdan beri burada bu işi yapıyormuş gibi hissediyorum. Düşünmeden koşturuyorum sadece çocuklar gibi. Bazen evde otururken niye diğerleri gibi olamadığımı soruyorum? Niye yaşıtlarım gibi kız, para, araba veya ün peşinde değilim? Niye yapılabilecek o kadar şey varken bir şey yapmamayı seçiyorum. Niye milletin kolayca yaptığı şeyler bana dağları delmek gibi geliyor? böyle bir başlıyorum saydırmaya. Sonuç ya derin bir uyku yada son sesle dinlenen bir müzikle bitiyor. Ardından da tekrar açılıncaya kadar itiyorum tüm düşünceleri pandora' nın kutusuna. 
Neyse efenim. ben işe döneyim. Devam etcez ama bu sohbete. senin bu mekana da bir semaver ve çay resmi bulayım diğer seferimize ki sohbetimiz koyu olsun. Zaten sen olmasan kesinlikle bir psikologa gidip onu çıldırtırdım bu toplayamadığım düşüncelerimle.
Hadi buralar sana emanet.

16 Mayıs 2017

Ruhumdaki Karıncalar - I -

Ah be blo... sende olmasan... Garibim bayağıdır... sana bile gelip iki kelam edemedim. İçimdeki mutluluk kayıp bu aralar... Bir şeyler yanlış farkındayım ama ne olduğunu bulamadım. Kendimi bozulmuş bir saat gibi hissediyorum. Akrep ile Yelkovan' ım hareket ediyor ama gösterdiğim zaman doğru mu bilmiyorum. Zamanı da umursamıyorum aslında. Sadece geçmesi için çabalıyorum son zamanlarda. Dolu dolu geçmiş yada boşa harcamışım önemli değil. Tek istediğim zamanın katili olup sürekli daha fazla zaman öldürmek. Eskisi gibi tat vermiyor oyunlarda. Hangisi olduğu fark etmeksizin hepsinde bir iki elden sonra sıkılıyorum. Sonrada başka oyunlara geçiyorum. Eskiden bir başlardım ne olduğu fark etmeden bir bakmışsın akşam olurdu. Yapcak bişi yok artık.
Niye neden sorularımdan da kurtuldum gibi bu aralar. Sormuyorum yada soracak gibi olursam kendime böyle sorular hemen bir kitap açıyorum yada uyuyorum. En güzeli bence. Niye kendimi içinden çıkamayacağım saçma sorular zincirine iteyim ki. Her zaman ki gibi gene geldim sana dert yanıyorum be blo. Bir ara seni de kapatmayı düşünmedim değil. Kendimle ilgili internette baya bir kaynak oluşturuyorsun. yok edeyim falan dedim sonra kıyamadım işte. Değerini bil. Pek düşünmezdim genelde böyle dedim mi. Eski blogculara bakıyorum bir çoğu bırakmış. Eski takip ettiklerimden güncel yazan hemen hemen kimse kalmamış. sadece anime - manga grupları. Onların bile içinden çoğu kapamış dükkanı.
Gelelim özür faslına. Efenim kusuruma bakmayın bayağıdır yazıyorum aslında. hemen hemen ayda en az bir kere karalıyorum buralara ama malesef çoğu taslak olarak kalıyor. Bir kere yazmaya başladığımda tamamlayıp yazdı isem yazdım yoksa sonsuza kadar taslak oluyor. Tekrar ilk yazarken ki hissiyatımı yakalayamadığım için devam edemiyorum yada gelmiyor tamamlamak o yazıları içimden. O yüzdendir 5 aylık kaçaklığım. O yüzden yeni bir formül ile geldim. Yazı dizisi gibi yazıcam. olduğu kadarı ile. I-II-III gibi numaralar vereceğim bir birinin devamı olduğu belli olsun diye. O yüzdendir ki yolu düşüpte okuyan o şansız kişi bir son bekleme yazılarda artık. İmla hatalarına takılma. Öncekinden bile tutarsız olacaktır yazılarım. Sadece bir konuşma yada sohbet olarak görüyorum çünkü artık. Zaten ikinci kez kontrole girersem bitmez taslaklara atılır bunların bir çoğu. Ayrıntılara çok takılan, hatta içinde boğulan bir kişiliğim var malesef. O yüzden hiç o taraflara bulaşmamak en iyisi.
blo değilde sana da orjinal bir isim lazım aslında. blogcan falan dedim ama pek uymuyo. Pek beni, seni yansıtmıyor. sen daha çok benim, çok konuşmadıklarımı yazdığım,  gemimin seyir defteri gibisin. o yüzden bir sonraki sefere unutturma sana affilli bir isim verelim. şimdilik burada  bırakayım. Umarım bir sonraki yazım yakında gelir. hadi buralar sana emanet.

30 Ocak 2017

Geçti Gitti Bitti

Ah ahh eski dostum.
Zaman geçiyor.. Bazen hızlı bazen yavaş, bazen gülerek bazen ağlayarak. Koskoca bir senemiz daha bitti. takvim yaprakları viyuvv viyuvv vızzz diye geçti. Aldığım kararlar yine çöpü doldurmaya yetti bu sene de. Düşündüklerim, planladıklarım diğer senelerde olduğu gibi defterimde bir not olarak kaldı yine. Bir yandan sevinçliyim tabi. Yıllar geçse de değişmiyorum. Herhalde iyi bir şey bu. :D
Neyse efenim. İşte öyle. Gene lafla yürüttüğümüz peynir gemimiz karaya oturdu bu yıl. Seneye inşallah. Kürek çekecek veya o yön yanlış gitme diyecek bir şeyler geliştirmem lazım tabi.
Neler neler oldu koca senede. Buralara bile gelemedim içimi dökemedim. Birazda yaşlandık galiba.
işler güçler, insanlardan kopup evime kapanmam ve sonra tekrar dışarı çıkmam derken geçti gitti.
Artık geçmişle ilgili yapacak bir şey yok. Önümüzdeki yılda şu ejderi bir bulalım ilk önce. İlk hedefimiz bu olsun. Yıllardır ejder arayışımı sürdürüyorum. Liseden beri peşindeyim bu arkadaşın. Hani türk filmlerinde olur ya. Küçükken ailesini falan öldürülür sonra intikam için peşine düşer baş kahramanımız elemanın. Benimki de benzer bir takıntı. Küçüklükten yollarda kurduğum kaçış planlarım arasından fırladı aslında.
İlçe de büyüdüm ben. Çok ta ilçe değilde köy diyebiliriz hatta. Okula erken giderdim. Süsüne düşkün kardeşimin hazırlanmasını beklemeye dayanamayıp fırlardım tek başıma. Birazda uzaktı tabi. Her çocukta olduğu gibi bizim içinde ara yollar, tarla içinden geçmeler, derenin kenarından gitmeler falan eğlenceli hale getiriyorduk bir şekilde. Bu yolculuklarda özellikle sabahları sürekli karşıma çıkacak kurt, domuz vb hayvanlardan nasıl kaçarım stratejileri geliştirirdim. Koşmak, tırmanmak, dövüşmek,saklanmak niceleri. Hiç çıkmamış olsalar da seviyordum sabahları böyle hayaller kurmayı. İşte bu hayaller içerisinden birinde de ah bir ejderham olsa versiyonu vardı. Evin arkasında biniyorum ejderhaya mavi kocaman bir şey ama. Uçuyoruz gökyüzüne. Zaten havalandı mı görebiliyorum her yeri.ilk başlarda korkuyorum, binmiyorum falan. Sonra peşimde dolanmasına dayanamayıp beraber dolaşıyoruz. Benden başkası göremiyor tabi.Geziyoruz sürekli. Tepeleri, dağları geziyoruz.Bana hayvanların dilini öğretiyor. Adını bile bilmediğim canlılarla tanıştırıyor. Sonra geri geliyoruz eve. Beni yere indiriyor ve kendisi tekrar havalanıp kayboluyor.
Eee tabi ki büyüdükçe maalesef aynı hayalleri kuramıyor insan bir türlü. Malum sürekli değişiyoruz.Okul, eğim, maddiyat derken. Hepsi bizlerden, o masum hallerimizden parçalar koparıyorlar aslında. Büyüdükçe bu kopan parçalarımızla hayallerimiz değişiyor, çoğu insan su gibi hangi kaba düşmüş ise onun şeklini alıyor mecburen. Bazıları da  her kopan parça ile daha da kopuyor hayattan. Daha fazla kaybediyor hayata karşı olan ilgisini. Yere dökülmenin yollarını arıyor içine sıkıştığı kapta. Neyse daha fazla devam edersek yine kendimizi farklı okyanuslarda bulacağız.
Ara sıra yine mavi ejderhamı düşünüyorum. Otobüslerde kafamı cama dayadığım da mütemadiyen kendisi de bana paralel şekilde uçarak sırıtıyor. Sanki benimle gelseydin böyle olmazdı der gibi. Sonra hızlıca geçip gidiyor yanımdan ve ben arkasından bakıyorum. Tüm bunlar olurken yanlarında kendim olduğum arkadaşlarımın ne yapıyorsun sorusuna cevabım oluyor artık kendisi. Ejderhamı arıyorum arkadaş. O kocaman mavi ejderhamı arıyorum ben hayatta. Çok düşünmek, planlar kurmak, hedefler belirlemek istemiyorum ki ben. Verin ejderhamı bana yeter. Evim olsun, arabam olsun, şunum olsun bunum olsun istemiyorum. Sadece ejderhama binip onun diyarına gitmek istiyorum ben.
Nereden başladık nereye geldik be. ohoooo. Solucan deliği gibi oluyor yazılar. bir anda belirip bir noktadan alıyor insanı nereye çıkaracağı ise meçhul. Geçen giden yıldan başladık, ejderhadan çıktık gene. Hayırlısı elbet bir gün doğru solucan deliğinide bulucaz. adam gibi bir yazı yazıcaz. 
Neyse kaçayım ben.

22 Ekim 2016

Aşka Benzer Uyumak

Dün yine uyumak üzere yatağımın yolunu tutmuşken aklıma gelenleri paylaşayım dedim. 
Efenim aslında bir aşk uyumak. Hatta dünyadaki tüm aşklardan daha fazla bir aşk. Uyuyan insanda Mecnun'dan, Leyla ' dan daha fazla aşık. Daha fazla bağımlı.Şimdi biraz bu aşktan söz edeyim size.
Aşkımızın başlangıç noktası doğduğumuz zaman aslında. Doğumumuz ile birlikte ilk aşk maceramıza başlıyoruz. Belli bir yaşa kadar sürekli uyuyoruz. Anlayacağınız sürekli sevdiğimiz ile beraberiz. Bu da bizim büyümemizi sağlıyor. Sonraları alışmaya başlıyorsun bu aşka. Yine de her akşam tekrar buluşuyorsun sevdiğinle. Bazen fazla geliyor bu aşk ve başın ağrıyor. Sıkılıyorsun. Akşam olunca yine dönüp bırakıyorsun kollarına kendini. Belkide en büyük huzuru on da buluyorsun. Bazen direniyorsun. Aşka mani olmaya çalışıyorsun. Bırakmaya terk etmeye yelteniyorsun. En fazla 1 gün dayana biliyorsun. Sonrasında eskisinden bile daha fazla bir sevgi ile bırakıyorsun kendini ellerine. Yıllar geçse de. Büyüyüp,yaşlansan da yine bırakamıyorsun. Tam tersine daha da fazla ihtiyaç duyuyorsun ona.
Yukarıda anlattıklarım ile bir kıyaslayın kendi aşklarınızı. Hangisi daha gerçek aşk. Hangisi her yaptığına rağmen böyle karşılıksız yanında kalıyor. Hangisi aşk terimine daha fazla uyuyor. Seni asla terk etmeyeceğini bildiğin uyku mu yoksa birinin aramızdakiler bitti dediğinde biten sözde aşklar mı?

7 Haziran 2016

Böhöööööö

Ramazanla birlikte döndüm yeniden. Efenim nasılsınız. İn, cin yafrum ne yaptınız. Bir siz bir ben zaten buranın yolcusu. Yine saçmalama kotamı doldurup yazıyı yoldan çıkarmadan aklımdakileri yazıp kaçayım. 
Son zamanlarda yine üşengeçlik de seviye atlıyorum. Hani efenim garfield bile benden çalışkandır yani. O derecelere geldim neredeyse. Boşta değilim. Başımı kaşıyacak zamanım olmaması lazım ama ben yinede yoğunlaşamıyorum.  Bir türlü planladığım gibi çalışma isteğim dönmüyor bana. Normal şartlar altında (bundan sonra n.ş.a olarak anılacaktır) planlar yapar ve buna uyardım. Artık olmuyor . Kendi yaptığım planlara isyan eder olmuşum. Buraya yazması bile zor geliyor. Nedenini de bilmiyorum açıkçası. Sadece bahar yaramadı bana. Yazdan ümitliyiz. 
Bana göre benim tekrar eski halime dönebilmem için temiz bir dayağa ihtiyacım var. Öyle bir dövmeliler ki beni bir karış havadaki o aklım kafatasımın içerisine girsin. Diğer organlarla iletişime geçsin ve ben bu boş vermişlik halimden çıkıp bir şeyler için uğraşan normal bir insan olayım. Arkadaş herkes öyle böyle bir şeyleri kovalıyor. İyi kötü. Zor kolay. Kimi ev almaya uğraşıyor kimisi evlenmeye, kimi arabasının modelini yükseltme derdinde, kimi işten kaytarma, bazıları para peşinde bazıları aşk. Yine de sabah kalktıklarında bir amaçları var.
Özellikle askerlik sonrasında bende hiç bir amaç yok. şunu yapayım bunu yapayım isteğim yok. Hani bir araba alacağım ona bile çok önemsemiyorum. N.Ş.A da o arabayı alacağım dediğimin ertesi haftası alır kurtulurdum. Uzatmaktan nefret ederdim. Şimdi ise salla abi modundayım resmen.
Ne diyorlarsa desinler depresyon mu bunalım mı bilemeyeceğim. Baharı bu mod da tamamladım. Artık dur demek lazım bir yerde. Yoksa kendi kendinin kuyruğunu yakalayan yılanlar misali kendimi yemeye başlayacağım. Eskiden çok övündüğüm doğru karar verme çizgime dönmem lazım tekrar. Sadece buna değil bu kararları yumurtanın son anına kadar da beklese uygulayan o haleti ruhiyeme de kavuşmam lazım. Kavuşmazsam oynadığım oyundan bile tat alamayacağım. İzlediğim dizi bir haz vermeyecek. Takip etmek için anime, manga aramayacağım. 

Hep bir şeylere karşı saçma bir inada sahip oldum. Hele ki birde bu inadıma karşı biri çıkmışsa tamam. Hayatta vazgeçmem. Yanlış olsun doğru olsun. Bana zarara versin fayda sağlasın. O öyle olacaktır. Bendeki en kötü huylardan birisi malesef. Can çıkmadan da huy çıkmazmış. Yani yapacak bişi yok. Bazen böyle uzun uzun hayal kuran insanları düşünüyorum acaba nasıl yapıyorlar. Benim gibi 3 saniye içerisinde bir işten sıkılıp diğerine atlamamayı nasıl başarıyorlar. 
Her paragrafta bir konu işliyormuş gibiyim. İyiki öğretmen olmamışım :D. Neyse. yine raydan çıktık. Bir uçtan girip denizin dibinden çıktık gibi. Bazen internette rastgele bloglara giriyorum. Öyle ilginç öyle değişik yazılar var ki. Onları gördükten sonra bunları yazan insanlarsa ben neyim diyorum. Birde bu yazıya es kaza yolu düşecekleri düşünüp. Nasıl tepki vereceklerini merak ediyorum .:D
Hadi kaçtım ben. 

28 Mart 2016

Uzun bir aradan sonra

Yine ben. Kendi bloğuma kim gelecekse. Neyse. Ne yalan söyleyeyim. Açıkçası burayı unutmuştum. Ben yazıyor ben çiziyorum biliyorum ama yine de bu aralar tam olarak kendimde değilim. Yine boşladım her şeyi. Yine bıraktım kendi haline dünyayı. O yüzdendir ki yeni yeni kalkıyorum tekrardan. Felsefe okumak istiyorum. Nedeni yok. içimden öyle geliyor. Aynen fiziği sevmeme rağmen elektronikten nefret etmem gibi. Ya da eskiden aşık olduğum matematikten artık köşe bucak kaçmam gibi. Kendimi bulacağımı düşünüyorum felsefe bilgisi edinirsem. Hiç değilse kendimle daha profesyonel olarak tartışabilirim :D.
Genelde hep inişli çıkışlıdır ruh halim. Bazen olur yanımdaki atom bombasını duymam bazende karıncaların ayak sesleri rahatsız eder beni. Tabi aynı gün içerisinde oluyor tüm bu durumlar. Bahaneler üretmek istemiyorum. Tam olarak neden böyle oluyor anlamış da değilim aslında. Güne geri dönüp baktığımda görüyorum. Ya da  bazı arkadaşlarım uyarınca. Neyse gene kaynattım dersi. Efenim felsefe aslında tam benlik bir alan. Dinlemeyi okumayı seviyorum. Hayal kurmak, uydurmak ve kurduğu hayallere inanmak benim işim ya. Tabi ötesine hiç bir zaman geçmedim. Sadece hayal kurar, inanır biraz mutlu olur bırakırım. Peşinde koştuğum kovaladığım her hangi bir hayalim, düşüncem, ideolojim ya da amacım yok. Yine de seviyorum her şey için bir hikaye uydurup  hayal etmeyi.

Kurduğum hayallerde yaşamak, hele de gece onları düşlemek paha biçilemez bence. Yine de o hayallerden uyanınca bir nebze üzülüyor insan. Düşünsene gece bir ejderha ile uçuyorsun. İstediğin, yöne , istediğin yere. Sonra sabah kalkıp işe gidiyorsun. Çevremde hayali olan ve onun hayalini gerçeğe dönüştürmek isteyeceğim birileri olmalı. Aynen animeler de, mangalar da yada efsaneler dekiler gibi. Bir kralın yanındaki bir adam, bir direniş çetesindeki biri, bir oyundaki ekip arkadaşı. Ana karakter olmayı istemem hiç bir zaman. Yan karakter olacaksın. Ana karakterin hayalleri o kadar uçuk, o kadar imkansız olacak ki sadece bir kaç kişi inanacak. Hatta ilk başta ben bile inan mamalıyım ve beni ikna etmeli.Yoksa zaten "Kedidir kedi" der geçerim.
Uuuuuu. Yine uçtuk arkadaş. Rüyalarımda böyle ya. bir bu rüyadayım pat başka birindeyim. Sonra başkası. Sabah olunca da biç birini hatırlamıyorum doğal olarak. Hep türkçe derslerindeki giriş,gelişme,sonuç olayını iyi anlatmadıklarından yada benim iyi dinlemememden kaynaklanıyor. :D
Yazmaya çalıştığım küçük hikayelerimde böyle. Bir bakıyorum elf olarak başladığım hikayeden bir fare olarak çıkıyorum. Yada ejderha aramaya çıkmışken uzaylı yaratıklarla savaşıyorum. Yok böyle bir şey okuyan direk yani. film şeridi kopup başka bir filme eklenmiş gibi oluyor.
Neyse bir saçmaladık sonunu alamadık. Bu yazının ana fikrini bence öss de sormalılar. Kimse bulamaz. Soranda dahil. :D Hadi güle güle gideyim ben. Sen de seni okuyacaj, dünyası daha da karışacak bir masum köylü bekle burada :P

13 Ekim 2015

Yarım yamalağın vücut bulmuş hali...

Anlamıyorsun bazen kendini, çevrendekileri. Kendi yaptıkların bile anlamsız gelmeye başlıyor. Sanki zihnin hala derin bir uykuda ve sen onun uyanmasını beklerken yaşıyorsun dünyada. Senin için bir şeyler ancak zihnin uyandığında anlam kazanacak. Dünyada insanların birbirini yemesinin sebebini o zaman anlayacak, belki onlara biraz daha benzeyerek bir şeyler kazanmaya başlayabileceğim. 
Benim gibi maymun iştahlılara gelsin
Şimdilik yine aynı şekilde kara düzen devam ediyor. Yine her şey monoton ve sıkıcı gelmeye başlıyor. Zaten uzun vadeli bir şeyler yapabilecek kadar irade sahibi biri değilim. O iş hakkındaki dikkatimi azami üç saat tutabiliyorum. Sonrasında ilgili konu benim için sıkıcı bir işten öteye geçmiyor. Sadece işte değil bu. Kendi başlattığım planladığım projelerde, uygulamalarda da böyle vaziyet. Hep şikayet ettiğimi düşünebilirsin ama değil. Birkaç kere denedim düzeltmeyi. Bir işi tam olarak bitirmeyi. Durum böyle iken atanmış görevlerde böyle bir sorunum yok. Madde madde biri bana bir şeyler yazıp onları istediğinde tamamlıyorum. Hatta normal olası sürelerinden daha kısa sürede tamamladığım dahi söylenebilir. Böyle bir durumda da tek aranılan özellik işin durumunu sorgulayacak birisi. Birinin kontrol edeceğini bildiğim işlerde psikolojik olarak daha üretici olabiliyorum. Kendi başıma yaptıklarım her zaman sadece laflarda kalıyor. Grup olarak alınan kararları uygulamada daha başarılıyım. 
Hal böyle iken evde bir şeyler üretebilme ihtimalim sıfıra bayağı yaklaşıyor. Kendimde gördüğüm belkide en büyük eksikliğim bu. Kesinlikle evde bir şeyler yapamıyorum. Yapsam dahi üretici olarak değil palangalı köle gibi yaptığım için ortaya çıkan şey beni tatmin etmiyor.
Şöyle bir baktığımda ne yapıyorum bir işim olduğunda inceleyelim. Açıyorum bilgisayarımı ki sabah kalkınca yaptığım ilk iş. Bilgisayarın güç tuşuna basmak. Gözüm bile açılmadığında ellerim otomatik olarak yapıyor artık bunu. Açılınca ilk hedef www.türkanime.tv ye bir bakman yeni bir anime gelmiş mi diye.  Bu da yine istemsiz gelişen eylemlerimden biri. Tüm animelerin yayınlandığı günleri, saatleri dahi bilmeme rağmen yinede gidiyorum. Bilgisayar başındayken günde birkaç kez tekrarlıyorum bunu istemesem, farkında olmasam bile. Sonrasında www.mangadenizi.com geliyor. Bakıyorum hemen yeni gelen manga var mı diye. Varsa o saniye içerisinde hemen hüpletiyorum. Bu da diğeri gibi gün içerisinde bir cronjob a bağlanmış gibi kendini yenileyen bir işlemim. Buna da baktık bir şey bulamadık. Sırada www.manga-tr.com var. Genelde en ümitsiz geldiğim yer burası. Burada da bulabilirsek okuyoruz. Bulamazsak hızla kaçıyoruz. Sonrasında bir kaç çene çalacak insan aradığım mabushimajo.blogspot.com ve mavimanga skype grubu geliyor. Oradaki insanlarla beraber saçmalamak iyi geliyor. Unutuyorum bir çok şeyi ve zaman geçiyor. Bu grupların hiç birinde hiç bir görevim olmamasına rağmen yine de sızıyorum aralarına. 
Her zamanki gibi gülüp geçelim
Tüm yukarıdaki işlemler yaklaşık 10 dakika falan alıyor. Sonra başı gövdesinden ayrılmış tavuk misali kalıyorum öyle. İşte sıkılma evresi burada başlıyor. Bu evreye geldiğimizde ise www.yeppuda.com, www.asyadizi.com gibi sitelerden hemen bir kore veya japon dizisi arayışım başlıyor. Özellikle son çıkanlar tek tek gezilip yorumları ve konusu inceleniyor tarafımdam. Bir süre sonra bir şeyde karar kılmışsam başlıyorum izlemeye yok kılamamışsam ikinci adresimiz yabancı diziler. Bu sefer kore dizilerinde uyguladığım algoritmayı yabancı dizilerde uygulamaya başlıyorum. Bulduysam izliyorum. Buradan da sonuç alamadı isem yabancı filmler, türk dizileri vs diyerek devam ediyor. Bir süre sonra elde avuçta bir şey yoksa eğer. Battle.net açılarak o günkü ruh halimi yansıtan bir oyun seçiyorum. Heroes of strom, starcraft, heartstone bir sürede bunlardan uğraştıktan sonra. Döngü yine başa sarıyor ve aynı şekilde devam ediyor. 
Şimdi diyeceksin ee nerede iş. İş aklımızdaydı bilgisayarı açınca ve bu kaos döngüsüne girince kaldı. Zaten bu döngüden bir şeyler bulamayıp iyice sıkılırsa canım o zaman hiç  işmiş düşünemiyorum. O zamanda tek seçenek uzun boş sokaklar oluyor. Bunun sonucunda ise iş yine kalıyor. Projeler taslak aşamalarında bekliyor. Her şey bunu da yapayım olarak belirlenip senelerce listede yerini alıyor.
Neyse solucan deliğine kayseriden girip japonyadan çıkmak gibi oldu. Bu günlükte bu kadar. Saçmaladık rahatladık. Hadi güle güle. Burada bile yarım bir sürü yazım var... :D

24 Ağustos 2015

Hebele Hübele

dominos,teknokent,pizza,
Dominos - Aşağı kapı açık... 
Bu kodu yalnızca belirli insanlar anlayabilir. Bunun şifresini çözmek için belirli insanları tanımalı, aynı pizzayı bölüşmeli ve gece bilgisayardaki her şeyi bırakıp ogrimara doğru sebepsiz yere koşmalısınız.
Hayatımda tanıdığım en güzel insanlarla en güzel anları ifade ediyor benim için bu. Birbirinden değerli iki abimi ve başına bela olduğum bir arkadaşı ifade ediyor. Beş dakika önce incelediğimiz php class yapısının, tahtaya çizdiğimizi veritabanı diyagramının yerini 5 dakika sonra "Magic the Gathering" ırklarını ve destelerini tartıştığımız bir olaya dönüşmesi bence şahaneydi. Fireworks ile yaratılan şaheserlere tanık olurken, php nin derinliklerini izleme şansı yakalıyordunuz. Film sitelerinin, botların nasıl olduğunu, nasıl çalıştıklarını anlarken bir yandan da yanınızda bulunan taze çayın keyfini sürüyordunuz. Sıkıldığınızda karşınızda çamlık karşılıyordu sizi. Enerji veriyor, ilham kaynağı oluyordu. Müziğimiz hiç eksik olmazdı. Sürekli çalardı bir müzik kutusundan gelirmişçesine. 
Magic The Gathering
Tam olarak dört kişilik bir kabileydik. Herkesin sıkıntıları vardı. Kaybettikleri vardı. Yine de aşırı mutluydum ben.  Zevkliydi çalışmak. Eğlenceliydi bir şeyler öğrenmek. Hepsinin bir hayali vardı. Yapacakları hedefledikleri. Kendi şirketimizi bile kurduk hayallerimizle. Hemde kaç kere. En ince ayrıntılarına kadar hesapladık. Alınacak malzemeden çalışacak personele kadar. Yapacağımız işlerden ödeyeceğimiz vergiye kadar düşünen bir yapıda. Çok güldüm. Belki hayatımda en fazla orada güldüm ben. Belki en fazla orada bıraktım düşünmeyi. Hani bir suyun üzerinde kağıttan bir kayık olur. su akar götürür. Kağıt kayıkta hiç direnmez. İşte öyleydim bende.
try2live - Bir kişinin azminin göstergesi

14 Temmuz 2015

Bir daha yardım mı asla. Ne haliniz varsa görün.

Şuan burnumdan soluyorum desem ne kadar doğru olur. Normalde de burnumdan soluyorum ama şuan acayip. Beyin damarlarım patlayacak sanki sinirden.
Her şey telefonuma gelen yandaki mesajla başladı. her gün geliyor zaten böyle mesajlar, efenim neden uğraşayım demedim. Yapmış olduğum uğraşıda tamamlamanın sevinci ile sıvadım kolları. Telefonumun ekran görüntüsünü çekeyim de polise bildireyim dedim. Demez olaydım. İlk zorluk baştaydı zaten. Nasıl çekiliyor bu telefonun ekran görüntüsünün fotoğrafı dedim. az araştır taraştır buldum onu. Samsung telefonlar için Orta bölümdeki Menü Tuşu + Güç tuşu ile ekranın fotoğrafını alabiliyormuşuz. Sizde faydalanın lazım olur belki. Efenim neyse. Hemen açtım mailimi ekledim eklere, gittim birde emniyet müdürlüğünün adresini buldum. Mail göndereyim dedim. Hem hızlı hem pratik. Zaten fotoğrafta da görüldüğü lazım olabilecek her türlü bilgi mevcut. Maili yolladım. Toplam harcadığım süre 5 dakika en fazla. Sonrasında birde iç işleri bakanlığının 155 polis şikayet sayfasını buldum. Oradan da hemen formu doldurarak yolladım. Eklere fotoğrafı da yükledim. Sonrasında telefonum çaldı. Normal şartlarda duymazdım. Yine şanslı adammış kulaklık'im kulağımda değilmiş. Neyse açtım. Arayan polis. efenim neymiş ne zaman aramışmışlar, ne demişmişler. Dedim ben size mail ile ekte her  şeyi yolladım. Adam yok bize mailiniz gelmedi diyor. Dedim nasıl o zaman nasıl beni aradınız. Kem de kümde şöyle de böylede derken ekiniz gelmemiş dedi. Durun bir saniye dedim. İnboxun bana kazandırdığı gönderdiğim gmail hesabımdan gönderdiğim maillerin bir kopyasını da bana göndermesi özelliği ile maili bulup açtım. Ekini kontrol ettim. Her şey tamam ben göndermişim dedim. Adam birilerin bağırdı falan. Sonra yine bir şey demeden kapadı telefonu. Tabi bendeki sinir yükseldi. Hemen o sinirle ne yaparım ederim diye dolanırken aklıma btk geldi. Dedim gideyim şuraya oradan şikayet edeyim. Sonuçta gsm, teknolojik bir alet ve bilgi teknolojilerine girer. Google amcanın da vesilesi ile
direkt buldum. Bulmaz olaydım. Bir şikayet yazayım dedim üyelik istedi. Üyelik sayfasına yönlendirdi. Sayfada ne ssl çalışıyor ne bir şey. Google Chrome tarayıcımın saniyesi ile sertifika geçersiz dedi. Allah belanızı versin diyerek devam ettim . Bilgileri giriyorum. her şeyi girdim. girdim. formu gönder dedim. sonra hata verdi. Neymiş parola da noktalama işaretleri ile büyük harf kullanılamazmış. tamam dedim. olabilir. Forma bir baktım hiç bir bilgi kalmamış. Baştan post etmiş. Dedim sizin gibi BTK' nın......... Neyse burada da aylık sinir katsayımıza puanlar biriktirirken. Tamamladım üyeliği. Efenim sonrasında şikayet etmeye çalışıyorum. Yok olmuyor. Tüketici şikayeti bölümü tamamen gsm firmalarına ayrılmış . Ne başka bir şey yazabiliyorsunuz. Nede sizi normal bir şikayet için yönlendiren bir yer var. Bilgi edinme başvurusu linkleri çalışmıyor. Kayıt dışı imei yi bile dedim yok. Site var ama hayalet misali. sonra içimden gelenleri kusmak için . Öneri bölümüne girip içimi bir güzel döktüm. Ben bunları yazarken emniyetten 3. kez arıyorlar. 
Oradan da kazandığım yeni sinir kat sayılarım ile beraber sinirimden zor duruyorum yerimden. Sonra emniyetten aradılar. Efenim neymiş mailin ekini alamamışlar. Tekrar numarayı istiyorlar. Ben içimden sakinlik için bildiğim nefes alma tekniklerini uygulayarak adama bilgileri verdim. Az öncede yine aradılar bu kezde gönderilen mesajın içeriğini soruyorlar. arkadaş az önce aradığında niye sormadın o zaman. Niye basit bir olay için 3 kere aranmak zorunda kalıyorum ki ben. 
Sonunda da sinirim yatışsın diye attım kendimi buraya. Okuyun da ibret alın bari.